24 Kasım 2014 Pazartesi

ASIA PRINCESS HOTEL-YILMAZ PARLAR

ŞEHİR OTELCİLİĞİ
ASIA PRINCESS HOTEL
Şehir otel ziyaretlerimizin bu seferki durağı Princess Hotel zincirinden, Asya yakası Kavacık’ta bulunan Asia Princess Hotel. Gerek tasarım- inşaat aşamasında ve gerekse işletme döneminde tüm ayrıntıları şehir otel müşteri memnuniyetine uygun uyarlamışlar. Örnek olabilecek şehir otellerimizden biri.

Princess Hoteller Genel direktörlüğünü Elif Inselman, Pazarlama satış direktörlüğünü Burçak Atak üstlenmiş. İki Başarılı Kadın otellerini üst seviye taşımışlar.

Türkiye ekonomisinin kazandığı ivmeyle beraber, şehir otelciliğide buna uyumlu gelişim göstererek yatırımların artması devam ediyor. Belkide şehir otelciliği sektörün en parlak dönemi yaşamaktadır.

İstanbul’un bir dünya şehri olduğu, yakın tarihte Avrupa’nın en çok turist ağırlıyan üç şehir arasına girmeyi beklendiği ve hedeflendiği göz önünde tutulduğunda, şehir otellerin değerini artırmaktadır. Uluslararası organizasyonlar, İstanbul Shopping Fest, uluslararası kongreler, fuarlar İstanbul şehir otelciliğinin yıldızını parlatan faktörlerin başında gelmektedir.
Asia Princess Hotel, sektöre pozitif etki sağlayan, sosyal ve çevresel sorumluluğun bilincinde çevre dostu yerel ve geri dönüştürülebilir, özellikle İç mekanda az ve yalın malzemeler kullanımıyla ile inşa edilmiş.

İş dünyasının yeni iş merkezinin, 663 Metrekarelik alanında konumlanmış olması, ulaşım açısından Atatürk Havalimanına ( 36 km ), Sabiha Gökçen Havalimanına (40km), ve Taksim Meydanına( 17 km ) mesafesinde oluşu, toplu taşımaya, sosyal olanaklara, çevre yollarına, iki yakanın köprü başına yakın olması, tercih edilmeye avantaj sağlamaktadır.
Bina genelinde ve özellikle odalarda gelişmiş otomasyon sistemi gün ışığının maksimum içeri alınacak şekildeki geniş ferah 54 Standart Oda, 24 Superior Oda, 28 Corner Oda, 4 Deluxe Oda olmak üzere, 164 Yatak Kapasiteli şehir manzarasına sahip, rahatlığın ön planda olduğu 32 m2 - 40 m2 genişliğinde 110 Odası bulunuyor.

Müşteri isteğine cevap verecek hizmetlerin bir kaçını Pazarlama satış direktörü Burçak Atak şu şekilde sıralıyor; “Ücretsiz kablosuz hızlı internet erişimi otel odaları ve genel alanlar -Sigara içilen ve içilmeyen katlar - Engelli misafirler için oda -Kuru Temizleme ve çamaşır hizmetleri -80 Kapasiteli Kapalı Otopark-Bagaj Emanet Ofisi- Ekstra Yatak Servisi -Havalimanı Transfer Hizmeti -Oda Servisi (24 Saat), Kişiye özel konfor sunan iklimlendirme,banyolarda özel jakuzili küvet ve özel tasarım duş,elektroni kasa saç kurutma makinası, büyüteçli ayna,ortopedik yatak, minibar, su ısıtıcaları ,çay-kahve su servisi.”

Ayrıca Burçak Atak ilave ediyor “ Yeni güne hazır hale gelmenizi sağlayacak Spa & Fitness, hamam, sauna ve masaj yakında hizmete girecek. 1 balo salonu, 5 toplantı salonu ve fuaye alanı bulunmaktadır. Uygun son teknolojiyle dizayn edilmiş 10 kişilik küçük toplantılardan 200 kişilik uluslar arası toplantılara hizmet vermektedir. Restoranımızda, dünya lezzetlerini tadabileceğiniz dünya mutfağı mevcuttur.”
Otelde en önemli bulduğumuz güleryüzlü işini mükemmel bilen ve uygulayan profesyonel ekibin, Dünya turizm standartlarına uygun hizmet anlayışıyla işlerini ifa etmeleri.
yilmazparlar@yahoo.com 

24 Ekim 2014 Cuma

ÜSİM ile TUROB arasında protokol imzalandı-Yılmaz Parlar

TURİSTİK OTELLERİN İSTİHDAM SORUNUNU ÜSİM ÇÖZECEK
Turistik otel ve tesislerinin istihdam sorununu çözmek amacıyla Üsküdar İstihdam Merkezi (ÜSİM) ile Turistik Otel İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB) arasında protokol imzalandı.
Üsküdar Belediyesi tarafından işsizlik sorununa çözüm üretmek amacıyla kurulan Üsküdar İstihdam Merkezi (ÜSİM), istihdam alanını Turistik Otelciler İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB) ile imzaladığı protokol ile genişletti.
Üsküdar Belediyesi Nikâh Dairesi Sosyal Tesisleri'nde düzenlenen basın toplantısına, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, TUROB Başkanı Timur Bayındır, TUROB Genel Sekreteri Levent Erdoğan, ÜSİM'den Sorumlu Başkan Danışmanı Ali Çiçek ve çok sayıda basın mensubu katılımıyla gerçekleşti.
“4 AYDA 1021 GENCİMİZE İŞ SAHİBİ OLDU”
Törende konuşan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Üsküdar İstihdam Merkezi’nin sadece CV ile gelenleri niteliklerine göre alanlara yönlendirmediklerini, vasıfsız olarak müracaat edenler içinde kurslar verilerek nitelik kazandırma çalışmalarının olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu hizmeti ücretsiz sunuyoruz. Sonrasında gencimizi bizden eleman talep eden işverenlerimize birimlerimize yönlendiriyoruz. Biz işveren peşindeyiz. Her gün bir yere gidiyor ve işverenlerle tanışıyoruz. Ülkemizde ki en büyük sorun işsizlik sorunu. Bu dönemde en hayırlı iş bu olacağını düşünüyorum. 15 Mayıs itibariyle ÜSİM'i kurduk. 1 Haziran gibi hizmete başladı. 4 ayda  7 binin üzerinde kişi başvuru yaptı ve bunlardan bin 21 kişiye istihdam sağladık. Hedefimiz 5 Bin kişi."
“SOSYAL BELEDİYECİLİĞİN GEREĞİNİ YAPIYORUZ”
İŞKUR ve KOSGEB ile işbirliği içinde olduklarını belirten Türkmen, “KOSGEB desteğiyle 30 genç girişimciye eğitim verdik. Projelerini KOSGEB’e gönderdik ve 100 bin TL destek ile kendi iş yerlerini açma imkânı sunduk. Türkiye'nin her yerine ne tür eleman gerekiyorsa ÜSİM'den geçmek üzere gençlerimize iş bulacağız. Sosyal belediyeciliğin gereği bence buradan başlıyor. Kumanya, yiyecek giyecek yardımıyla bu iş bir yere kadar. Bu tür arkadaşlara iş bulursanız daha çok yardımcı olursunuz” dedi.
“ELEMAN BULAMIYORUZ”
TUROB Başkanı Timur Bayındır ise eleman bulmakta zorlandıklarını belirterek, “Eleman almak için ilan veriyorsunuz, çevreye haber salıyorsunuz, kimse gelmiyor. Eleman bulma zorluğu içinde kalıyoruz. Bu kadar işsizlik var ancak eleman bulamıyorsunuz burada bir yanlışlık var. Bu sorunu ÜSİM’le çözeceğiz. Turizm insan çalışmadan yapılmayacak olan iş. Biz ÜSİM’in birinci derecede işvereni olabiliriz diye düşündük. Sadece İstanbul için değil, başka illerimizdeki tesislerde de istihdam desteği sağlama imkânımız olacak. İşsizlerle işverenleri buluşturduğunuzda sorunun yüzde 70’i çözülmüş oluyor” dedi.
Konuşmalardan sonra, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ile TUROB Başkanı Timur Bayındır arasında protokol imzalandı.

yilmazparlar@yahoo.com

13 Eylül 2014 Cumartesi



 SKAL TURİZMDE BAŞARIYI EĞİTİMDE GÖRÜYOR.

Skal İstanbul Klübü geleneksel aylık yemekli toplantısını, Turizme yeni merhaba diyen, Türkiye otelcilik ekollerinden Dedeman gruba ait Bostancı Dedeman Hotelde 11 Eylül 2014 tarihinde gerçekleştirdi.



Skal İstanbul Klübü Başkanı Feza Solaklar, Yönetim Kurulu üyelerini yanına davet ederek birlikte geleneksel Skal Toast ile açılışı yaptı. Genel sekreter Ata Eremsoy Başta TUROB Başkanı Timur Bayındır, TAŞFED Başkanı Yalçın Manav ve Turizmin önde gelen misafirlerini takdim ederek Başkan Feza Solaklar’ın konuşmasını yapması için davet etti.

Feza Solaklar Toplantıya ev sahipliği yapan, Başta Murat Dedeman, Banu Dedeman, Dedeman Otelleri Genel Müdürü Emrullah Akçakaya olmak üzere Dedeman Bostancı Genel Müdürü Nadir Kadakal'a tüm çalışanlara konukseverliklerinden dolayı Klüp adına teşekkürlerini sundu.
Tüm personel ile toplu hatıra fotografı çektirildi.

Başkan Solaklar Skal Klüb olarak öncelikle yapacakları çalışmaların başında eğitimin geldiğini altını çizerek belirtti. 

Gerek aktif olarak çalışmakta olan turizm profesyonellerinin ve gerekse üniversite öğrencilerinin geleceğin turizmcilerini yetiştirmek konusunda üniversiteler ile işbirliği yaptıklarını açıkladı.

Solaklar Turizmin altı aylık  ve son durumunu mukayeseli olarak rakamlarla raporladı. Genel profili çizdikten sonra etkinliklerini ve tarihlerini üyelerine duyurdu.



Toplantı misafir konuşmacı Özyeğin Üniversitesi Otel Yöneticiliği Programı Direktörü Mehmet Teoman Alemdar, 19 Temmuz 2012 tarihinde Özyeğin Üniversitesi ve Le Cordon Bleu ile imzalanan iş birliği anlaşmasının kapsamında öğrencilerin yetiştirilmeleri hakkında sunumunu yaptı.  

Özyeğin Üniversitesi Otel Yöneticiliği Programı Direktörü Mehmet Teoman Alemdar’ın verdiği bilgilere göre; 19. yy’da kilise ve misyoner evi olarak yapılmış olan Le Cordon Bleu, 1895’te “La Cuisiniere Cordon Bleu” dergisinin yayımcısı, gazeteci Marte Distel tarafından mutfak sanatları okulu olarak Paris’te kuruldu.  Defne Ertan Tüysüzoğlu Le Cordon Bleu Türkiye Direktörüdür.
 



Mavi Kurdele anlamında olan  “Le Cordon Bleu” isminin mutfak sanatları ile ilişkilendirilmesi ilk olarak 16. yüzyılda ortaya çıktı. Le Cordon Bleu ismi, Fransa Kralı III. Henri tarafından kurulmuş ve zaferlerini şatafatlı ziyafetlerle kutlayan Saint-Esprit Şövalyeleri’nin sembolünde bulunan mavi kurdele nedeniyle, 16. yüzyıldan itibaren mutfaktaki mükemmeliyetin simgesi oldu.

1950’li yıllarda Paris’te yaşayan Julia Child’ın bu okulda eğitimini tamamlayıp ünlü bir aşçı ve yemek yazarı olması da Le Cordon Bleu’nün tanınırlığını artırmıştır. 
Günümüzde Le Cordon Bleu, 20 ülkede, 40’ı aşkın uluslararası okulda yılda 20.000 öğrenciye eğitim vermektedir.
 
Le Cordon Bleu öğrencileri, Michelin yıldızlı restoranlardan gelen usta şefler ya da prestijli yarışmalarda galip gelerek Meilleur Ouvrier de France gibi unvanları elde eden isimler tarafından eğitilirler. Usta aşçılar, klasik Fransız mutfağı ve uluslararası aşçılık tekniklerine ait bilgi ve deneyimlerini Le Cordon Bleu öğrencilerine aktarırlar.

Gastronomi ve Mutfak Sanatları Lisans Programı’nda derslerin Le Cordon Bleu master şefleri tarafından Le Cordon Bleu eğitim modülleri kullanılarak verilmesini ve 4 yıllık lisans programının yanı sıra üniversitenin öğrencisi olmasa da kariyerini değiştirmek ya da bu alandaki yetkinliğini geliştirmek isteyenler için, bir sertifika programını da kapsamaktadır.

Le Cordon Bleu’nun uluslararası geçerliliği ve saygınlığı olan sertifikası, mezunlarına dünyanın dört bir yanında en iyi yerlerde kariyer edinmenin kapılarını aralayacak. Türkiye’den de Michelin yıldızlı Şeflerin çıkmasını sağlayacak. 

Gerek Fransa’da gerekse İngiltere’deki pek çok elit işletmede şef olarak yıllarca hizmet verdikten sonra 2000 yılında Şef Christophe Bidault Le Cordon Bleu ailesine katılmıştır. Şef Christophe Bidault Cordon Her ayrıntısı düşünülmüş şeker heykelleri, ince bir işçilikle işlenmiş çikolata heykelcikleri ve meşhur Fransız tatlısı “croquembouche” ile yaptığı kuleleriyle ünlüdür.

Toplantı sonrası üyeler Oteli gezdiler. Her türlü kongre, konferans zirveye mükemmel ev sahipliği yapacak hotel yeteri miktarda toplantı odalarına 5 yıldızlı otelin tüm ihtiyaçlarına cevap verecek kapasitede.
En önemlisi eğitimli profesyonellerin başında Genel Müdürü Nadir Kadakal olmak üzere tüm çalışanları güleryüzlü, istekli, enerjik görünce Turizm adına son derece memnun oluyoruz.   

yilmazparlar@yahoo.com






21 Ağustos 2014 Perşembe

DEPREMDE EN BÜYÜK HASAR TURİZMDE-YILMAZ PARLAR



DEPREMDE EN BÜYÜK HASAR TURİZMDE

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi öncülüğünde, JMO Sakarya İl Temsilciliği tarafından, 17 Ağustos depreminin 15. yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde SATSO (Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası) Konferans Salonunda “Deprem Güvenli Kentleşme” konulu panel düzenlendi.


Panelde kıyıların en tehlikeli, en güvensiz yerler olduğu bir kere daha altı çizildi.
Hiçbir envanter çıkarılmadan, coğrafi olarak güvenli olmayan yerlerin yerleşime ve turizme açılması riskin doruklarında olan stratejik olarak depremde en fazla hasar olacağı yerlerin başında gelmektedir. Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nde Bölgesel Deprem ve Tsunami İzleme-Değerlendirme Merkezi  (UDIM)  Müdürü Doğan Kalafat ile yaptığımız söyleşi üzerine Tsunami Erken Uyarı Merkezi çalışmaları kapsamında Kandilli Rasathanesi 1. Genişletilmiş Haberleşme tatbikatını lider olarak ve  bölgedeki ilk tsunami tatbikatı olan “NEAMWave12”yi  Girit adası açıklarında meydana geldiği varsayılan 8.4 büyüklüğünde bir deprem sonrasında oluşabilecek tsunamiye göre kurgulayarak başarıyla gerçekleştirmiştir. KRDAE, 2014 Ekim ayında ikinci Tsunami Tatbikatı NEAMWave14’de Karadeniz’de bir Tsunami Senaryosu için yer alacak, aynı zamanda Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilecek senaryoya da Ulusal Tsunami Uyarı Merkezi olarak dahil olacaktır. Bütün bu çalışmalar neticesinde gerçekleştirilen faaliyetlerdeki liderlik rolüyle ilgili olarak KRDAE, UNESCO tarafından takdir edilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tebrik edilmiştir. Kıyılar deprem sonrası Tsunami riski altındadır.


Panelin sunuculuğunu Kocaeli Gültepe Tünelleri ve Kocaeli Yenidoğan Viyadüklerinde emeği olan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası üyesi Gülay Aksoy üstlendi.
Panel moderatörlüğünü TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan yaptı. Panelistler İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Naci Görür, Sakarya Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden Yrd. Doç. Dr. İsmail Hakkı Demir, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe ve AKUT Başkanı Ali Nasuh Mahruki çarpıcı açıklamalarda bulundular.


Açılış konuşmasında TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan “ 
12/01/2010 tarihli TBMM’nin 46. Birleşiminde benimsenen 953 sayılı TBMM Kararı ile oluşturulan “Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı Raporun ilk cümlesi “Ülkemizde meydana gelen depremlerin yarattığı acılar unutulmamıştır” olsa da,  tüm diğer raporlarda olduğu gibi bu rapor da raflarda tozlanmaya bırakılmış, ne yazık ki depremlerin yarattığı acılar unutulmuştur!


"Yenilenmiş Türkiye Diri Fay Haritaları" ülkenin deprem tehlikesi ve riskinin yüksekliğinin en önemli göstergesi, hızlıca eksiklerin tamamlanması ve başta deprem olmak üzere ülke jeolojik koşullarının ürünü olan risklere karşı etkin ve verimli bir afet yönetim sistemi oluşturulmalı. Sakarya'da yıkılması gereken ağır hasarlı 6 bina hala yıkılmamış, 750 orta hasarlı konutun onarımı gerçekleştirilmedi. Kocaeli'nde 6 Mayıs 2013 itibarıyla orta hasarlı olan ve son kez tahkikatlarının yapılması veya yıkılması için tebligat gönderilen toplam 6 bin 723 bina bulunuyor. Bu binalarda kiracı ikamet ediyor. Düzce'de de durum farklı değildir. Bolu'da kent içi yoğunluğun düşürülmesi amacıyla getirilen yapı yüksekliği yapı sınırlaması, 2009 yılında yapılan yerel seçimlerin siyasi istismar alanı haline getirilmiş, akabinde kat yükseklikleri artırıldı. Ülkenin deprem tehlikesi ve riskinin yüksekliğinin en önemli göstergesi,  hızlıca eksiklerin tamamlanması ve başta deprem olmak üzere ülke jeolojik koşullarının ürünü olan risklere karşı etkin ve verimli bir afet yönetim  sistemi oluşturulmalı. Afet mevzuatı, 7269 sayılı 'Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun' bütünleşik afet yönetiminin ana hatlarını içerecek şekilde yeniden düzenlenmeli.  'Yenilenmiş Türkiye Diri Fay Haritası' sadece ülkemiz karasal ve Marmara denizini kapsayacak şekilde hazırlanmıştır. Kara ve denizlerimizin de depremselliğini açığa çıkaracak araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Afet Tehlike Haritalarının hazırlanmasına yönelik çalışmalar kamu kurumları ve üniversiteler işbirliğinde ivedi olarak başlatılmalı. Öte yandan, 4708 sayılı Yapı Denetim Yasası yenilenmeli." Dedi.


Prof. Dr. Naci Görür, “Kentlerimiz doğal afetlere karşı güvenli değildir. Halkın ilgisine göre  görünen kompozisyon deprem unutuldu.  Bilim dünyası olarak Yer bilimci olarak doğruları söylemek zorundayız. Ortadoğuda ki deprem levhalar her sene 2,5 cm. kadar Yunanistan’a hareket ediyor. Bu sıkışmalar depremleri üretiyor.

Depremleri gögüslemek için önce nedenlerini araştırmamız gerekiyor.
Nedenleri ?.
yoğun göç, nüfus artışı, plansız şehirleşme, politik yaptırım eksikliği, yerel yönetimde yetki yetersizliği, kaynak yetersizliği, kapasite azlığı, eğitimli teknik eleman noksanlığı, konuyla ilgili bilgi bilinç ekipman yetersizliği,

Neler yapılmalı ?
Risk ve afetlerin olası etkinlerini azaltmalı, gerekli strajeliler geliştirmeli, hukuki, siyasi,  ve teknik çalışmalar bir an önce yapılmalıdır. Halk eğitilmeli, konu  ciddiye alınmalı.  Hükümet ne yaparsa yapsın halkın içinde olmadığı hiçbir çalışma başarılı olmaz.
Çalışmalar şeffaf, halkla birlikte, STK ile ve ortak akılla kararlar alınarak yapılmalı. 
 Nasıl yapılmalı ?
Yapı stoku çevre park orman yönetim bileşenlerin tümü birlikte olmalı.” Dedi.

Deprem olasılığı ile soruya Prof. Dr. Naci Görür, “Yaptığımız araştırmalar sonucunda, özellikle Marmara Ereğlisi açıklarıyla adalar arasında kalan fay, birinci derecede risk oluşturuyor. Bu fayın kırılması durumunda Marmara bölgesinde büyük bir deprem olmasını bekliyoruz. Bu fay hattında gerçekleşecek depremden en fazla Marmara Denizi'nin güney sahillerinde yer alan yerleşim alanları, İstanbul ve Tekirdağ etkilenecek. Dolayısıyla bu bölgelerde alt yapının ve yapı stokunun bu şiddetteki bir etkilenmeye karşı deprem güvenli olması gerekir. Değilse de güvenli hale getirmek gerekir Bu bölgede olacak bir depremin büyüklüğü 7.2'den küçük olmayacak. Yani deprem kaçınılmaz. Marmara Denizi'nin altından geçen fay hattının uzandığı hat boyunca inceledik. Çeşitli bölgelerde gaz ve su çıkışı tespit ettik. Marmara'nın altında biriken enerji er veya geç açığa çıkacak. İstanbul ve Tekirdağ'ı tehdit eden bu fay hattındaki kırılma, yapılan araştırmalara göre 2029'a kadar gerçekleşecek.”açıklamasında bulundu.


Nasuh Mahruki Depremin adres sorarak randevu alarak gelmediğini, Depremin sadece teknik bir konu olmadığını aslında toplumsal ve siyaset ilişkilerden bağımsız olarak  bunun değerlendirilemiyeceğini vurgu yaptı. Bu gün büyük kentlerimizin risk haline gelmesinin temel nedenleri aşırı yük ve göçün olduğu,  Anadoluda yeni cazibe merkezlerin kurulmasının gerektiğini Kentsel dönüşümde yeni bir bakış açısıyla yeni bir anlayışla paradigmaya ihtiyaç olduğunu siyasetden bağımsız düşünemiyeceğimizi ifade etti.
Nasuh Mahruki “Fotoğraf hiç iyi bir şey göstermiyor. İyi görünmüyor. Hiç ümit vermiyor. Her konu konuluşurken bir görünen sorun vardır Bir de kök sorun vardır. Biz hep görünen sorun üzerinden gidiyoruz kök soruna pek değinemiyoruz. Aslında. daha net daha açık daha cesur olmamız gereken bir sürecin içerisindeyiz. Gerçekten daha yaşanılır bir Türkiye de hep beraber yaşamak istiyorsak, sorunları çözmeliyiz. Aslına bakarsınız bir ilkin A’sı ne ise Z’si de odur.
Güvenli kent istiyorsak Ülke meselerini iyileştirmek düzeltmek, yukarıya taşımak istiyorsak, önce algı değişimine paradiğma değişikliğine ihtiyacımız var.

En büyük sorun kentin göç alması, kalabalıklaşması, çoğalması. İstanbul çoğrafi olarak bakıldığında Türkiye yüz ölçümünün 140’da biri. Nüfus olarak Türkiye nin 5’ de biri. Bu kadar dar alana bu yoğunluktaki nüfusu sığdırıyorsanız, hastalıklı sağlıksız fotoğraf olduğunu görmek için ordinaryüs bir profösör olmanıza gerek yok.

Türkiye’nin 140’ da biri coğrafyaya nüfusun 5’ birini sıkıştırıryorsanız, burada insanları mutlu edemezsiniz. Sağlıklı bir kent dokusu oluşturamazsınız.  Afetlere depremlere dayanıklı kent dokusuna ulaşamasınız.
İnsanların eve-işe gidip gelmelerinde trafikte geçen 2-3 saat zaman harcamalarından   kurtaramazsınız. Bunun yarattığı stres travma sağlık sorunları hava kirliliği, hırsızlık olayları, hepsini üst üste eklediğinizde,  bu kalabalıkla, bu alt yapı- üst yapı  sıkıntılarıyla birlikte yaşanmaz bir kent oluşmaktadır.

Düzeltilmesi istenmiyor. Aslında mesele buradan kaynaklanıyor. Kimse bunu istemiyor. İstanbul Türkiye’nin en kıymetli yeri, arazisi çok kıymetli, herkesin derdi bu arazinin peşinde olmak.

ktidarı ele geçirenler, Devleti bir şekilde eline geçirenler mazbatayı ele alanların tek derdi güç bizde iktidar sırası bizde acaba biz ne kadar yolumuzu buluruz buradan cebimizi nasıl doldururuz, düşüncesindeler.

Arazi rantı herkesin hedefi. Açık kapı var. Bu yasaya uygun. Kağıt üzerinde baktığınızda, Belediye meclisi elini kaldırıyor indiriyor. Yeşil alanı ve deprem toplanma alanı olarak ilan edilen bir yeri, Depremlerde toplanma yeri olarak 470 adet seçilen yeri beğendiğini canı çektiği istediği kimseye verebiliyor. 4o kat rezidansa çevirebiliyor veya AVM ye çevirebiliyor. Yasal olarak yapabilirsin belediyeye böyle bir yetki verilmiş ama ahlaka aykırı millete aykırı insana aykırı vatana geleceğe çocuklarımız herkese aykırı. Sonunda suç kentine dönüşür ahlaka ihanet eden bir şey kimin umrunda..

Kök sorun Türkiye’yi yönetenlerin bu rantı cebe indirmek istemeleri. Kanal İstanbul projeside, yeni alanları imara açma hedefide aynı rant düşüncesi. Zaten güç bizde…

Bizi bu nereye götürür?  Bu gidişle 15-16 milyonluk şehirde büyük sıkıntılar içinde yaşamaya çalışıyoruz. 25 milyona geldiğimizde San Paolo, Rio de Jenario, Meksico City gibi suç kentine dönüşürüz.  Arkanıza bakmadan yürüyemezsiniz sokaklarda. 2 kilitden geçtikden sonra evlerinize girebilirsiniz.
Rant düşüncesiyle, Türkiye’nin hiçbir meselesini çözemezsiniz. Çocukların bu bedelleri ödemelerini istemiyorsak, eğri oturup doğru konuşmak lazım. Bu işin sorumluları belli öncelikle bütünleşik afet eylem planıyla 77 milyonun tamamını dahil eden Türkiye coğrafyasının tamamını dahil eden bir sistemle yeniden yapılanmaya ihtiyaç var. Öncelikle bu büyük şehir nüfus baskısını azaltmak, Anadolu’da cazibe merkezleri,  iş ve istihdam alanları yaratarak, yeni kentler kurarak şehri boşaltmanız gerekiyor.
insanlar büyük şehirlere çaresizliktan göç ediyorlar. Anadolu’ya yatırım yapılmıyor ki;  iş ve istihdam olanakları kurulmuyor ki;  insan doğduğu yerde sağlıklı yaşayamıyacağı için iyi eğitim alamıyacağı için iş bulamıyacağı için sağlık servisini  alamıyacağı için göç ediyorlar. Hemde tüm sorunlarıyla beraber geliyorlar.
İstanbul her sene 400 bin kişi göç alıyor 3 yılda bir milyon üstünde göç alıyor. Bir milyonu aşan şehir  bizde çok azdır. İstanbul 3 yılda, bir büyük şehir kadar kalabalıklaşıyor. Kime yarıyor bu işte o arazi rantı peşinde kimler varsa onlara yarıyor. Kim ödüyor bedeli hepimiz. Fotografın gerçeği bu.  Derdimiz rant. Ranta hayatımızı teslim ediyoruz.
İstanbul Uygun mühendislik hizmetiyle yukarıya doğru büyüyebilir. Geri kalan arazilerde sosyal donatılara çevrilebilir. Yeşil alanlar, parklar, otoparklar vs.

Ayrıca Soma olayına değinen Mahruki, “Soma façiası aslında bir cinayet demek lazım. Uluslar arası çalışma örgütünün İWO’ nun 176 sayılı yönetmeliği 12 yıldır masa üzerinde imza bekliyor. Yönetmelik, İmzalanmış olsaydı, maden işcileri, gelişmiş ülkelerdeki gibi güvenli şartlarda sağlıklı şartlarda çalışacaklardı. Böyle facia olmıyacaktı.
Anlaşmaya imza atmayan ülkeler Pakistan ve Afganistan…”şeklinde özetledi

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe “Geldiğimiz noktada İstanbul 1999 yılından daha iyi daha iç açıcı durumda değil
 17 Ağustos büyük Marmara depreminin üzerinden 15 yıl geçti. Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde saat 03.02’de meydana gelen depremde resmi rakamlara göre 18 bin 373 kişi öldü ve 48 bin 901 kişi yaralandı. Yüz binlerce insanın evsiz kaldığı depremin acıları aradan geçen zamanda unutuldu. Her depremde yaşanan acı ve korku tazelenirken aradan geçen sürede yeterli önlemler alınmadı.

Yalova’da depremde 400 kişinin öldü. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından imara kapatılan yerler imara açıldı. Kesinlikle iyileştirmelerin yapılması gerekiyor.
 
 17 Ağustos depreminin İstanbul’a 110 km. uzaklıkta meydana gelmesine karşın 30 bin binaya hasar verdi. Çadıra yer yok Cemal Gökçe, depremden hemen sonra 1999-2002 yılları arasında İstanbul Valiliği tarafından 310’u kesinleşmiş toplam 470 adet toplanma yerinin tamamı yapılaştı.”dedi
Sakarya Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden Yrd. Doç. Dr. İsmail Hakkı Demir,  İmar ve paralel kanunları hakkında çeşitli yönetmelik hakkında , genel akademik bilgiler verdi.

yilmazparlar@yahoo.com 



9 Temmuz 2014 Çarşamba

TUROB DEĞERLENDİRME RAPORU-YILMAZ PARLAR

2014 YILI KONAKLAMA SEKTÖRÜ YATIRIM TEŞVİK BELGELERİ
                                                            TUROB DEĞERLENDİRME RAPORU
Ekonomi Bakanlığınca Mayıs 2014 ayına ait verilen “Yatırım Teşvik Belgeleri”  Resmi Gazete’de 9 Temmuz 2014 tarihinde yayınlandı. Söz konusu  veriler konaklama sektörü açısından TUROB tarafından derlendi.
Mayıs 2014 ayı için ülke genelinde 22 yeni otel projesi “Teşvik Belgesi”,  4 otel ise “Modernizasyon/Tevsi Teşvik Belgesi” olmak üzere toplam 26 otel “Teşvik Belgesi” aldı.
Toplamda 335,17 milyon Türk Lirası harcanarak tamamlanacak olan yatırımlar ile 1.166 yeni istihdam sağlanacak. Yeni otel yatırımları yatak kapasitesini 5.144 adet artıracak. Toplam 15 şehirde yapılacak yatırımlardan otel sayısında İstanbul 4 otel ile birinci, Antalya 3 otel ile ikinci sırada yer alıyor. İlave yapılacak yatak sayısında ise Antalya 1.020 yatak ile ilk sırada, Muğla ise 878 yatak ile 2. sırada yer alıyor.

YATIRIM TEŞVİK BELGELERİ
May.14
Şehir


Toplam
Toplam
Ağrı
1
70
Antalya
3
1.020
Balıkesir
2
152
Bursa
1
150
Giresun
1
238
İstanbul
4
378
İzmir
1
138
Kocaeli
1
358
Malatya
1
436
Mersin
2
854
Muğla
1
878
Samsun
1
60
Sivas
1
320
Şanlıurfa
1
22
Trabzon
1
70
Genel Toplam
22
5.144

OCAK-MAYIS  2014

yilmazparlar@yahoo.com